Tarihçemiz
Afyonda Mevlevilik
Foto Galeri
Müzemiz
Makaleler
Musiki
Etkinlikler
Haberler
 
HZ.MEVLÂNÂ’NIN HAYATI
Hz. Mevlânâ’nın ataları,13. asrın başlarında bugün Afganistan’ın kuzeyinde ve Özbekistan sınırına yakın bir bölgede bulunan Belh  şehrinde ikamet etmekteydi. Hz.Mevlânâ’nın babası, Hüseyin oğlu Sultan’ül-Ülema (alimlerin sultanı) Bahâeddin Muhammed (Bahâeddin Veled),Belh şehrinde âlim ve ârifleriyle meşhur bir ailedendi ve büyük bir üne sahipti.
Bahâeddin Veled’in, hanımı Mümine Hatun’dan,iki oğlu ve bir kızı dünyaya geldi.Büyük oğlunun adı Alâeddin Muhammed (Hz. Mevlana), kızı Fatıma Hatun idi.
Hz.Mevlânâ, Belh’te 30 Eylül 1207 (6 Rabiulevvel 604) tarihinde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Muhammed olan Mevlânâ’nın lâkabı “Celâleddin” olmakla birlikte,“Efendimiz”  anlamındaki “Mevlânâ” lâkabı,kendi şahsında özel isme dönüşmüştür. Batı’da ise “Rûmî” lâkabıyla ün salmış olan Mevlânâ,ailesi ile birlikte,çocuk yaşlarında iken Belh’ten hicret etmiştir.O sırada ablası evli olduğu için Belh’te kalmıştır.
Nişabur ve Bağdat üzerinden Hicaz bölgesine ulaşan Hz.Mevlânâ ve ailesi,hac görevini yerine getirdikten sonra,Şam üzerinden Anadolu’ya gelerek,bugün “Karaman” denilen, “Lârende” ye yerleştiler.
Hz.Mevlânâ,onyedi yaşında iken,Semerkantli Lala Şerafeddin’in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Bu evlilikten,Sultan Veled ve Alâaddîn Çelebi dünyaya geldi.Mevlânâ’nın Annesi Mümine Hatun ve abisi Alâaddin Muhammed,Karaman’da vefat ettiler ve bugün Mâder-i Mevlâna Türbesi olarak ismi geçen yere defnedildiler.Sultan Alâaddin’in daveti üzerine Konya’ya yerleşen Bahâeddin Veled ve Hz.Mevlâna’nın Konya ikametleri de başlamış oldu.
İlk eğitimini babasından alan Hz.Mevlânâ,babasının vefatından sonra,Burhaneddîn-i Muhakkık-ı Tirmizî’nin Konya’ya gelmesiyle ona bağlandı ve kendisinden dokuz yıl eğitim aldı.Ayrıca Hz.Mevlâna’nın,ilim tahsili için Halep ve Şam’a gittiği de bilinmektedir.
   
Şems-i Tebrizî’nin Konya’ya Gelişi
Hz.Mevlâna’nın Şems ile tanışması,hayatının dönüm noktasıdır denilebilir.Şems,Konya’ya ilk  olarak, 29 Kasım 1244 tarihinde gelmiştir. Şems, Hz.Mevlâna’nın mânevi dünyasında fırtınalar estirmiştir.
İki ummân bir araya gelmiş ve bundan insanlığın gönül alemini istilâ eden engin bir tufan fışkırmıştır.Şems,Mevlânâ’nın gönlündeki fitili tutuşturmuş, onun gönlünde uyuyan aşk Cebrail’ini uyandırmıştır.Bu birlikteliğin neticesinde,Hz.Mevlânâ’da beklenen deprem meydana gelmiş,yıllardır sakin duran yanardağ,harekete geçmiştir.
Hz.Mevlânâ adeta kendinden geçmiş,gözü hiçbir şeyi görmez olmuştu. Hz.Mevlâna’nın kendilerini unuttuğunu zanneden Konya halkı,Şems’e karşı tavır almışlar,bu durumdan rahatsız olan Şems,Konya’yı terk etmek zorunda kalmıştır (10-11 Mart 1246).
Hz.Mevlânâ, oğlu Sultan Veled’i, Şems’i bulup getirmesi için Şam’a  gönderdi.15 ay kadar sonra,hicrî 644 (1246-1247)’de birlikte geri döndüler. Ancak beraberlik uzun sürmedi ve Şems hicrî 645 (1247-1248) yılı içerisinde tamamen kayboldu.
Şems’i;aralarına Hz.Mevlâna’nın oğlu Alâaddin’in de karıştığı söylenen bir grubun öldürdüğü rivayeti kaynaklarda daima tereddütle aktarılmaktadır.Sultan Veled, yaşadığı olan biteni anlatırken herhangi bir öldürme olayından söz etmemektedir.
Hz.Mevlânâ, Şems’in ardından, manevi dünyasını Selahaddi-i Zerkûbî  (Kuyumcu Selâhaddin) ile paylaşır.“Sema”,on yıl kadar süren bu dostluğun en önemli sembolü haline gelmişti.Sanki Mevlâna’nın manevî coşkusu,Selahaddin-i Zerkubî’nin çekiç darbelerinden fışkırıvermişti.
Bütün ömrünü "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Hz.Mevlânâ,17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını, Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı fakat Sadreddin Konevî çok sevdiği Hz.Mevlâna'yı kaybetmenin derin acısına dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Hz.Mevlânâ'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Hz.Mevlâna’nın Vasiyeti
Size,gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı,az yemeyi,az uyumayı,az konuşmayı,isyan ve günahları terk etmeyi,oruç tutmayı,namaza devam etmeyi,sürekli olarak şehveti terk etmeyi,bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı,aptal ve cahillerle oturmamayı,güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum.İnsanların en hayırlısı,insanlara yararı olandır.Sözün en hayırlısı,az ve anlaşılır olandır”.
Hz.Mevlânâ’dan sonra, bu manevî  yolun temsilcisi,Çelebi Hüsameddin olmuştur.Çelebi Hüsameddin’in,Mevlânâ zamanındaki en büyük,en önemli ve en müsbet işi,“Mesnevî”yi yazmasıdır.Bu büyük zât,böylece bütün dünyaya Şark-İslam klâsik edebiyatının en mühim eserlerinden birini kazandırmıştır.(Mesnevîyi,Hz. Mevlânâ söylemiş,Çelebi Hüsameddin kaleme almıştır)

Sultan Veled Dönemi:
Sultan Veled (1226-1312),Hz.Mevlâna’nın Gevher Hatun’dan olan oğludur.Sultan Veled,her konuda babasının takipçisi olmuş,babasına karşı sadakatinden taviz vermemiş,Mevlevîliğin sistemleşmesi,kurumsallaşması hususunda önemli hizmetlerde bulunmuştur.“Semâ ayini”nin şekillenmesi,Mevlevîlik adab,ve usûlünün belirli prensiblere dayanması konusunda,tarihe geçecek icraatlarda bulunmuştur. “Semâ ayini”nin ilk bölümlerinden olan “Devr-i Veledî” kendisine nisbet edilir.(Devr-i Veledî:Semâ,ayini esnasında,ney taksiminden sonra icra edilen,sözsüz eser olan “peşrev” ile birlikte,semazenler postnişinin rehberliğinde dairesel üç tur yürüyüş sergilerler.Bu üç tur,mânâ yolculuğundaki merhaleleri temsil eder“Ilm-el yakîn,ayn-el yakîn,Hakk-al yakîn”.)